Ben hiç pişirmemiştim.
Hep niyet ettim ama yolumuz bir türlü kesişmedi.
Bu yıl yapacaktım, kararlıydım.
Bu kararımı bir söylenti destekledi.Kesin yapmalıydım artık.
Kızı olan evinde aşure kaynatmalıymış.
Bolluk, bereket olurmuş.Hiç yapamıyorsa bir cezvede yine de kaynatmalıymış.
Mina'nın dişi çıktığında diş buğdayı yapmamıştım.
Bu aşureyi Mina'nın diş kutlaması niyeti ile de pişirdim.
Oldu da bitti maşallah.
Peki nasıl oldu?
Aşure zamanı muharrem ayının 10. gününden itibaren başlar.
Asara kelimesinden türemiştir.Arapçada "On" anlamına geliyormuş.
Bir çok olay olmuştur geçmişte bu döneme denk gelen.
O yüzden herkes kendisinden bir şey bulur Aşure zamanında.Tüm dinler birleşir.
Belki de o yüzden tüm yiyecekler birleştirilerek kaynar, karışır birbirine...
Yaradan, tarihteki Aşure günlerinde 10 peygamberine 10 büyük güzellikte bulunmuştur.
1.Hz. Musa
2. Hz. Nuh
3. Hz. Yunus balığın karnından kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in tevbesi kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.
Aşure yemeğinin çıkış noktası ise Hz. Nuh'un tufandan kurtulması ile gemidekiler yorulmuş ve acıkmıştır.Ambarda yeteri kadar yemek yoktur.Her şeyden azar azar kalmıştır.
Bu yiyecekleri karıştırarak pişirirler ve o kadar bereketli olur ki bu az yiyecekler çoğalarak herkese yeter.
Gerçekten de azıcık yiyecekler nasıl da çoğaldı gözümün önünde...
Aktardan buğday aldım.Israrla 1 kilo almamı söyledi.Aldım ama çoğalarak arttığını bildiğimden yaklaşık 700 gr pişirdim bir gün önceden.
Altın kural :
1 gün şişecek, diğer gün pişecek.
Ben her şeyi göz kararı yaptım.
Birinci gün akşamdan buğdayı haşladım.İçine tarçın çubuklarından koydum.Suyunu çektikçe su ekledim.2 saat kısık ateşte haşlandıktan sonra ağzını kapatarak 1 gün dinlenmeye bıraktım.Yine içinde tarçın çubuklarını bırakarak.
Buğdayın çok iyi haşlanması önemli.
Ertesi gün sabahtan biraz kurufasulye, biraz nohut ıslattım.
Düdüklü tencerede ayrı ayrı haşlandı.
Meyveleri, ailemizin yeni ferdi Zeynep Teyze'miz gün içinde ayrı ayrı ıslattı.
Kuru kayısı, kuru incir, kuru dut (bunu herkes koymuyor, bence dutsuz olmaz) , kuru üzüm, kuş üzümü...
Akşama kadar bunlar su içinde bekliyor ve bir kaç kez sudan geçirdikten sonra (özellikle siyah olanları yıkamak gerekiyor, yıkanmazsa aşure kararıyor) küçük küçük doğranıyor.
Bekleyen ve şişen buğdayı kısık ateşe koyuyoruz, o tekrar ısınırken sıcak su ekliyoruz.
Sıcak su ile bir taşım kaynıyor.
Ayrı bir tencerede bir miktar pirinç kaynatılıp, iyice haşlandıktan sonra buğdayın içine karışıyor.
Daha sonra nohut ve fasulye birleşiyor bu tencerede.
Bunlar birlikte vakit geçiriyor bir süre.Kaynaşıyorlar, alışıyorlar birbirlerinin ritmine.
İçindeki tarçın çubuklarını çıkartıyorum.
Bir portakal kabuğu rendeliyorum ve içine suyunu sıkıyorum.
Alt komşum Yasemin ablayı çağırıyorum kendim tam karar veremediğim için.
Aslında karar verememekle alakası olmadığını düşünüyorum bir süre sonra.
Ben böyle geleneksel şeyleri yaparken herkesin elinin değmesini seviyorum.
Yasemin abla bizim süper kahramanımız.İhtiyacımız olduğunda süper kahraman edası ile koşup geliyor hemen.
Yeter miktarda haşlandıktan sonra içine meyveleri ekliyoruz.
Ama durun o da ne?
O kadar çok oluyor ki 3 tencereye bölmek durumunda kalıyoruz.
Sonra meyveleri bölüyoruz 3 tencereye.
Kaynıyorlar yine hep birlikte.
Meyveler Mina'nın kalite kontrolünden geçiyor.
En son şeker eklemek gerekiyor.Şekere karşı olan ben, şeker almamışım.Tamamen unutmuşum.
Evde toz şeker yok.
Süper kahramanımız getiriyor evinden bir parça ama yetmiyor.
N'apıcaz diyor.Çünkü Yasemin abla her şeyi ölçü ile yapıyor ve o ölçü dışında bir şey olduğunda huzursuz oluyor.
Bir şey olmaz dur "yolda toplar" diyorum.
Yine bir miktar huzursuz ama belli etmiyor sanki.Ya da ben öyle anlıyorum.
Saat akşam 10:00.
Açık yer yok.
Fatih ofiste ve eve gelmek için yola çıkmış.
Bulduğun yerden 2 kilo şeker al diyorum.
Bir de hurma şekeri.Bu çok önemli sakın bulmadan gelme diyorum.
Tüm aktarları dolaşıyor ama hurma şekeri alamıyor.Çünkü hepsi kapalı.
Toz şekeri buluyor.
Onun gelmesi daha geç vakiti bulacak diye en üst komşudan şeker istiyorum.
Aylin getiriyor şekeri, Mina'ya da bakıyor biraz.
Neyse, şekere kavuşuyoruz.
Şekeri ekliyoruz ve altını kapatıyoruz.
Şekersiz aşureden şeker hastası olan anneme ve ofisteki hamile 2 arkadaşıma ayırıyorum.
Hurma şekeri gelmediği için evde bulunan hurmalardan koyuyorum içine.
Tadında fark yok, yalnızca birisi daha sağlıklı.
Sonra karşı apartmana, bizim apartmana hane kişi sayısına göre dağıtıyorum.
Ben öğrenciyken aşure getirirdi komşu.Öyle çok sevinirdim ki.
Bir öğrenci için sıcak ve beklenmedik yemek kadar pek az güzel şey vardır.
Aynı sevinci karşı binada oturan genç çocuklara da yaşatıyorum.
Bizim geniş aile için de ayırıyorum.
Ertesi gün ofise de bir kaç adet getiriyorum.
Yapması zor değil ama zahmetli.
Gece 01:00 ' de yatıyorum belim ikiye ayrılarak ve bir zafer kazanmış edası ile...
Böylece her sene yapılmak üzere yerini alıyor hayatımızda.
Kutlu & Mutlu olsun Aşure günü.
Bolluk bereket olsun.
Mina'nın diş buğdayı da kabul olsun :)
dinamikanne
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder