Şehirli olduk hepimiz.
Kocaman, taş binalar arasında gelip geçiyor hayatımız.
Kimileri "şehirli" olmaktan gayet memnun.
Kimileri de küçücük bir bahçe için her şeyini verebilir.
Beni yakından tanıyanlar bilir, şu hayatta en çok istediğim şeylerden biri bahçeli bir evdir.
Bir kaç yıl önce hayalimdeki evi bulmuştum.
2 ev arasında kalmıştım.Şimdiki evim ve o bahçeli, güzel ev.
Bir şekilde vazgeçmek durumunda kaldım o bahçeli evden.
Benim olmasa da benimdi o ev.Önünden her geçişimde, durup o eve ve bahçesine bakıyorum.
Buna babam da eşim de o kadar alıştı ki, oradan geçerken arabayı durduruyorlar ve ben inip bakıyorum o eve.
İbadet eder gibi...
Nerede daha mutlu olurdum diye soruyorum kendime.
Cevabını bilmiyorum.
Bu evim denize ve karşı tarafa çok yakın.
Belki bir gün, bir kesişim kümesi bulurum :)
Bir kaç zamandır gittiğim bir mekan var.Bizim mahalleye yakın bir yer.
Çok kozmopolit, her çeşit insanın olduğu, renkli,bünyesinde cami, kilise ve sinagog barındıran gönlü geniş bir yer.
Burada bir bostan var.
Kocaman bir "Bostan"...
Bu bostanda bir okul yapılacaktı, sevgili halk istemedi ve o proje iptal oldu.
Burada nefes aldığımızı hissediyoruz.
Yemyeşil...
Her hafta bir atölye gerçekleşiyor.
Geçen hafta koca kazanda aşure kaynatıldı mesela.
En bol, güzel malzemelerden...
KAZANLAR KAYNARKEN
Bir sonraki hafta ise evdeki kullanılmayan eşyaları getirdi herkes, korkuluk yapıldı.
Ve de uçurtma.Herkes hayallerini uçurdu...
Çoluk, çocuk, tombalak herkesin kendisine bir şeyler katabileceği bir yer.
Mina kuzenleri Duru & Damla ile
Canım ailem derken Mina:)
Mina ve anniş
Uykusu olan Mina ve tüm korkuluklar Mina'yı beklerken
Çimen, toprak, temiz hava var orada ama aynı zamanda çok güzel insanlar da var.
Mesela A. var orada.
Bostanı her şeyi ile sahiplenmiş biri.
Kollektif yaşayan, o ruhu yaşayan ve yaşatan, ışık ışık biri.
Herkese sevgisi eşit.Mücadeleci...
Bize şöyle fısıldıyor yaktığı ateşin karşısında, mis gibi odun ateşinde demlediği ve ikram ettiği çayı içerken.
"Biliyor musunuz, biz dolunayda burada uyuyoruz.
Haziran gecesinde ateş böceklerinin birbirine kur yaparkenki sesini dinleyerek uykuya dalıyoruz"...
İşte o zaman daha çok sevdim burayı.
Kendimi daha fazla ait hissettim toprağa ve buraya...
Bostan insiyatifi ile herkes küçük bir alanı sahiplenmiş ve küçük tarlalar olarak belliyor, çapalıyor, ekiyor.
Ürünler de ortak, beller, kürekler, çapalar da...
Biz de kendimize bir yer alıyoruz A.'nın yönlendirmesi ile.
Ertesi gün burayı belliyoruz ablam, ben, annem ve Mina ile.
Mina bostanı çok seviyor.
2 saat, Kasım ayının güneşli soğuğunda açık havada uyuyor.
Uyanınca gülümseyerek uyanıyor.
Çimen kokusunun sarhoşluğu ile...
Çapayı alıyoruz elimize, çapalıyoruz.
Ablam soğan getiriyor ve ekiyoruz.
Çevresinde soğan olacak tarlanın.İç kısımlarında da başka türlü şeyler.
Pazı, ıspanak, dereotu olabilir mesela.
Tohum için Eminönün'e gidip tohum alalım diyor annem.
Bin tane rahatsızlığı olan annem burada canlanıveriyor.Eminönü'ne gitmeyi gözü kesiyor.
O derece canlandırıyor bizi Bostan.
Yan tarla için uğraşan ve ekimini bitiren bir grup vardı.
Çok da güzel oldu bahçeleri.
Son işlem olarak, dışardan getirdikleri gübreyi serptiler.
A. bunu gördü ve o gübrenin içinde kimyasal olduğunu, diğer topraklara da sirayet edeceğini, toplayabildiklerini toplamaları gerektiğini söyledi.
Öylesine içselleştirmişti ki, sınırların dışında yapılan bir şeyi anında görüveriyordu A.
Sonra gelip hemen duruma açıklık getiriyordu.
İsteyin benden, ben size gübre veririm buradan diyordu.
Sorunu gideren, çözümü getiren kişiydi A.
Ben ona "Bostan'ın Kahramanı" ismini verdim.
O her zaman orada ve Bostan'ı koruyor çünkü.
Yaşamak için belli işleri yapıyor ve müthiş zengin ruhu ile orayı sahipleniyor, şenlendiriyor.
A.'ya baktığımda "Balıkçı ve Ceo hikayesi" geliyor aklıma.
Hani şu hikaye :
Bir gün bir ceo bir kasabaya gider.Bir balıkçı görür ve ona işlerin nasıl olduğunu sorar.
Olta ile balık tutan balıkçı gayet iyi olduğunu, hayatını sürdürebilecek kadar balık tuttuğunu ve çok mutlu olduğunu söyler.
Burada iş fırsatını gören Ceo şöyle der balıkçıya.
-"Neden daha büyük bir ağ atmıyorsun?"
-"Niye atayım ki" diye sorar balıkçı?
-"Daha fazla balık tutabilirsin ve tuttuğun bu balıklarla bir tekne alabilirsin" der.
-"Tekneyi alıp ne yapacağım" der balıkçı.
-"O zaman daha büyük ağlarla balık tutar ve daha fazla kazanırsın.Hatta belki bir kaç tane daha tekne alırsın ve çok büyük paralar kazanırsın" diye devam eder Ceo.
-"Peki ya sonra ne olacak" der balıkçı.
-İşte o zaman çok zengin olursun ve ailenle daha sakin bir kasabaya yerleşip keyifli yaşarsın, hayatını yavaşlatırsın ve her andan keyif alırsın" der Ceo.
-"İyi de ben zaten şu anda bunu yaşıyorum "der balıkçı.
-Hülooğğğğ !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Bu hikaye başladığın yere dönme hikayesidir benim gözümde.
Basit her zaman güzeldir...
Çok çetrefilli yaşamaya gerek yok hayatı.
Şehirin içinde, kaçamak yaptığımız ve sahiplendiğimiz bir Bostanımız var.
Ne kadar birlikte oluruz bilemeyiz...
Şimdilik okul projesi iptal ama yine bir proje önerisi ile gidebilirler.
O zaman yine mücadele edilecek.
Bırakın hep birlikte -çoluk,çocuk bizler- nefes alabileceğimiz, sosyalleşeceğimiz bir yerimiz olsun.
Soğanları ekerken annemin bir sözünü söylüyor ablam.
Soğan ve pırasa ;
"Ah bir toprakla biraraya getiren olsa şu başımı, ben her yerde biterim" demişler.
Soğanları ektik, işimizi bitirdik...
Bakın çevrenize siz de...
Belki nefes alacağınız bir yer bulursunuz.
Belki sizin oralarda da saklı bir cennet vardır ve sizi bekliyordur...
Sevgiyle & Işıkla
dinamikanne
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder